Connect with us
30Agustos

Sağlık

Çocukluk çağı obezitesi giderek artıyor

Büyük Anadolu Hastaneleri Laparoskopik, Bariatik ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Muzaffer Al, Çocukluk çağı obezitesinin giderek arttığını, bu sağlık sorununun çevre, genetik ve aile, toplum ve okul gibi ekolojik etkilerle ilgili karmaşık bir dizi faktör arasındaki etkileşimin sonucu olduğunu söyledi.

Published

on

Çocukluk çağı obezitesi, hem ülkemizde hem de tüm dünyada giderek sıklaştığına dikkat çeken Büyük Anadolu Hastaneleri Laparoskopik, Bariatik ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Muzaffer Al, “Çocukluk çağı obezitesinin artan yaygınlığı, yalnızca etkilenenlerin sağlığını tehdit etmekle kalmayıp aynı zamanda sağlık sistemi üzerinde büyük bir yük oluşturan çok sayıda ciddi obezite ile ilişkili hastalıkların ortaya çıkmasına  neden olmuştur. Bunlar içinde özellikle tip 2 diyabet sıklığı çocukluk yaş grubunda obeziteye bağlı artmaktadır. Ayrıca, çocukluk çağındaki obezite,  yetişkinliğe doğru geçişte devam ederek yetişkin yaştaki obez hasta sıklığını artırmaktadır. Çocukluk çağı obezitesi, çevre, genetik ve aile, toplum ve okul gibi ekolojik etkilerle ilgili karmaşık bir dizi faktör arasındaki etkileşimin sonucudur.

ÇEVRESEL FAKTÖRLER

Çocukluk çağı  etkenleri son derece karmaşıktır. Psikososyal ve duygusal sıkıntı, olumsuz duyguları bastırmak için yemek yeme, iştah artırma ve düşük dereceli iltihaplanma gibi uyumsuz başa çıkma stratejileri yoluyla çocuklarda aşırı kilo alımına katkıda bulunmaktadır. Çocuklarda yeme davranışları ve çocukluk çağı obezitesi riskinin ebeveyn beslenme tarzları, stres ve depresyon ile ilişkili olduğu kanıtlanmıştır. Önerilen diğer önemli etkiler arasında perinatal faktörler, doğum büyüklüğü, emzirme durumu, antibiyotik kullanımı, çevresel kimyasallar, bağırsak  mikrobiyota ve olumsuz yaşam deneyimleri yer almaktadır. 

Mevcut “obezojenik” ortamdaki çeşitli faktörler, şekerle tatlandırılmış içeceklerin artan kullanımı, tatlı atıştırmalıklar, aşırı yağ içeren fast foodlar, büyük porsiyon boyutları ve yüksek glisemik yiyecekler gibi artan kalori tüketimiyle sonuçlanmıştır. Şekerle tatlandırılmış içeceklerin  tüketiminin, çocuklarda obezitenin gelişmesine önemli bir katkı sağladığı varsayılmaktadır. 

ELEKTRONİK ETKİLER

Kalori alımının artmasına katkıda bulunan ortamdaki değişikliklere, azaltılmış fiziksel aktivite seviyeleri ve televizyon, bilgisayar, telefon ve tablet kullanımı gibi hareketsiz faaliyetlerde harcanan zamanın artması gibi kalori harcamalarını azaltmaya yatkın olan faktörler eşlik etmiştir. Televizyon seyretmek için harcanan zaman ve bir çocuğun yatak odasında televizyon olmasının, çocuklarda ve ergenlerde obezite sıklığı ile doğrudan ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu ilişki, fiziksel aktivitenin yer değiştirmesi ve tüketilen gıdanın kalitesi ve miktarı üzerindeki olumsuz etkiler dahil olmak üzere çeşitli potansiyel mekanizmalarla açıklanabilir. Elektronik oyunların kullanımı da çocukluk dönemindeki obezite ile ilişkilendirilmiştir. Çocuklar okulda önemli miktarda zaman harcadıklarından ve günlük kalorilerinin önemli bir kısmını okulda tükettiklerinden, okul ortamının çocukluk çağı obezitesinin gelişimi üzerinde etkisi vardır.

GENETİK FAKTÖRLER

Kalıtsal faktörler, adipozitedeki değişimin %30 ila %50’sinden sorumlu görünmektedir. Poligenetik obezite, en yaygın olarak gözlemlenen olmakla birlikte, obezite ile ilişkili birkaç tek gen kusuru ve sendromu tanımlanmıştır. Ancak bunlar üçüncü basamak tedavi merkezlerindeki çocukluk çağı obezitesinin %1’inden azını oluşturmaktadır. Obezite ile ilişkili genetik sendromları olan çocuklar tipik olarak erken başlangıçlı obeziteye ve kısa boy dismorfik özelliklerin gelişimsel gecikmesi veya zihinsel engel (zihinsel gerilik), retina değişiklikleri veya sağırlık gibi fiziksel muayene ile ilgili karakteristik özelliklere sahiptir. Prader-Willi sendromu obezite ile ilişkili en yaygın sendromdur ve çocuklarda bebeklik döneminde hipotoni ve beslenme güçlükleri, ardından hiperfaji ve ardından da obezite gelişimi görülür.

BESLENME ETKİLEŞİMİ

Obeziteli çocuklarda halihazırda tespit edilen en yaygın tek gen kusuru, melanokortin 4 reseptöründeki mutasyonlardır. Diğer gen kusurları arasında leptin, leptin reseptörü, proopiomelanokortin ve proprotein konvertazdakiler bulunmaktadır. Leptin ve leptin reseptör genlerinde eksikliklere neden olan mutasyonlar nadirdir ve çoğu akraba ailelerden olmak üzere sadece birkaç leptin veya leptin reseptörü mutasyonu vakası bildirilmiştir. Ayrıca, epigenetik faktörlerin obezitenin gelişimindeki rolüne dair artan kanıtlar mevcuttur. Bu epigenetik faktörler, kilo alımını teşvik etmede çevre, mikrobiyom ve beslenme etkileşimini değiştirebilir.

ENDOKRİN BOZUKLUKLAR

Kilo alımının endokrin nedenleri, obeziteli çocuk ve ergenlerin %1’den daha azında saptanmaktadır. Kilo alımıyla sonuçlanan endokrin bozuklukları olan çoğu çocuk, zayıf doğrusal büyüme, kısa boy ve/veya hipogonadizme sahiptir. Kilo alımına neden olan endokrin bozuklukları, endojen veya eksojen glukokortikoid fazlalığı (kortikosteroid ilaç kullanımı veya Cushing sendromu), hipotiroidizm, büyüme hormonu eksikliği ve psödohipoparatiroidizm tip 1a’yı (Albright herediter osteodistrofi) içermektedir.

UYKU VE İLAÇ FAKTÖRÜ 

Kısa uyku süresi ve/veya kötü uyku kalitesi ve obezite arasında bir ilişki olduğuna dair artan kanıtlar vardır. Uykunun ayrıca, adipozite ile ilişkisinden bağımsız olarak, azalan insülin duyarlılığı ile bir ilişkisi de gösterilmiştir. Glukokortikoidler, risperidon ve olanzapin dahil antipsikotik ilaçlar ve antiepileptik ilaçlar gibi çeşitli ilaçlar kilo alımına katkıda bulunabilir. 

HİPOTALAMİK OBEZİTE

Özellikle ameliyat ve/veya kraniyal radyasyondan sonra kazanılmış hipotalamik lezyonlar, örneğin kraniofaringiyom ve diensefalik tümörler kilo artışı ile ortaya çıkabilir.Hastalarda baş ağrısı ve kusma gibi kafa içi basınç artışı semptomları ve ayrıca panhipopituitarizm semptomları olabilir. Hipotalamusu etkileyen kraniyal travma veya inflamatuar hastalıktan sonra da hastalarda kilo artışı görülebilir.” diyerek sözlerine son verdi.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Bebeklerde beslenme nasıl olmalıdır?

Büyük Anadolu Hastaneleri Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Neşe Birinci, “Annenin bebeğine verebileceği en güzel, en büyük hediye anne sütüdür.” diyerek anne sütünün önemine dikkat çekti.

Published

on

Anne sütü bebeğinizin sağlıklı gelişmesi için eşsiz bir besin olduğunu ifade eden Büyük Anadolu Hastaneleri Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Neşe Birinci, “Bebeğimizi ilk altı ay anne sütü ile besliyoruz. Anne sütüyle beslenmeye en az iki yaşına kadar devam ediyoruz. Çünkü annenin bebeğine verebileceği en güzel, en büyük hediye anne sütüdür. Bu nedenle bebeğimizi öncelikle anne sütüyle beslemeye devam ediyoruz. 6. ayından sonra ek gıdalara geçiyoruz. Öncesinde bazen Anneanneler, Babaanneler bebek ağlıyor diye aç olduklarını zannederek mamaya başlayabiliyorlar. Ama bizim için en önemli gösterge bebeğin tartı alımıdır. 

KİLO ALIMINA DİKKAT

Kilo alımı yeterli olan yani günde 20-30 gram kilo alan bebeklerin kilo alımı yeterli diyoruz ve anne sütü bebeğine yetiyor anlamına gelmektedir. Zaten her annenin sütü bebeğine, annede çok ciddi bir problem olmadığı sürece yeterlidir. 

Bebeğin 6. ayından sonra anne sütünün yanına tamamlayıcı gıdalara geçiyoruz. 1 yaşına kadar bebeğin beslenmesinde ana besin anne sütüdür. Diğer ek besinler sadece çeşitli gıdalarla bebeği tanıştırmak tattırmak amaçlı verilmektedir. 

BEBEĞİNİZE BU BESİNLERİ VERMEYİN!

Ek gıdaya geçişte anneler mutlaka sakin olmalı acele etmemeli önce bir tatlı kaşığı ile tadımlık başlıyoruz. Sonra yavaş yavaş artırıyoruz. Çeşitli gıdaları 1 yaşına kadar bebeğimizle tanıştırmalıyız. Yalnız bir yaşına kadar bebeğimize tuz şeker bal yumurta beyazı bunları vermiyoruz. Bir yaşından sonra tuz ve şekeri az miktarda kullanıyoruz. Bebeğinizi güle güle büyütmenizi diliyoruz. ” diyerek sözlerine son verdi.

Continue Reading

Sağlık

Reflü hastalığı kanser nedeni

Büyük Anadolu Hastaneleri İç Hastalıkları (Dahiliye) Uzmanı Uzm. Dr. Berna Güzel, “Reflü hastalığı sonucunda yemek borusu (özafagus) hasarlanıp barrett hastalığı ve bunun sonucunda yemek borusu kanseri gelişebilmektedir.” dedi.

Published

on

Reflü olarak da adlandırılan gastroözofagial reflü hastalığı, mide içeriği hastanın yemek borusuna veya ağzına geri döndüğünde ortaya çıkan bir sağlık sorunu olduğunu belirten Büyük Anadolu Hastaneleri İç Hastalıkları (Dahiliye) Uzmanı Uzm. Dr. Berna Güzel, “Reflü hastalığı mide içeriğinin (mide ve safra asidi gibi) yemek borusuna doğru geri kaçması sonucunda oluşur. Bu geri kaçışlar sonucunda yemek borusu (özafagus) hasarlanıp barret hastalığı ve bunun sonucunda yemek borusu kanseri gelişebilmektedir.

REFLÜ HASTALIĞININ BELİRTİLERİ

Reflü hastalığının göğüste yanma, sırta vuran ağrı, yenilen gıdaların ağıza geri gelmesi, ağız kokusu, boğaz ağrısı, sürekli öksürük gibi belirtiler vardır. Bu şikayetlere gelen  hasta mutlaka endoskopi ile değerlendirilip yemek borusundaki hasar tespit edilmelidir. 

Yemek borusundaki hasar (barret hastalığı) düzenli kontrol yapılmazsa özafagus (yemek borusu) kanseri ile sonuçlanabilmektedir. Yemek borusu kanseri geç belirti veren ve hızlı yayılan bir kanserdir. 

ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIYOR

Kilo kaybı, yutulan gıdaların geri gelmesi gibi şikayetlere çok önemlidir. Erken safhada tespit edilen kanser cerrahi ile tedavi edilebilmektedir. Bu şikayetler ile gelen hastalarda reflü dışı hastalıkların da değerlendirilmesi gerekmektedir. Göğüste ve midede yanma, ağrı şikayeti olan kişilerde kalp krizi, kalp zarı iltihabı (perikardit), myokardit (kalp kası iltihabı) tespit edilebilmektedir. Geç kalındığında kalp yetersizliği gelişip ölümcül olabilmektedir. Bu nedenle hastalıkların ayrımı, erken teşhisi ve kolay tedavisi için düzenli kontrol çok önemlidir.” diyerek sözlerine son verdi.

Continue Reading

Sağlık

Bafra Devlet Hastanesi çocuğunuzun gelişimini değerlendiriyor

Bafra Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Alaiddin DOMAÇ: “Çocuk Gelişimi Polikliniğinde, 0-18 yaşlar arasındaki normal gelişim gösteren, özel gereksinimi olan, korunmaya muhtaç ve risk altındaki çocukların Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanlarımızın yönlendirmesi ile zihinsel, dil, motor, sosyal ve duygusal gelişim alanlarını değerlendirebilen uygun programlar geliştirilip çocuk ve aileyi destekliyor, ilerleyecekleri yolda rehberlik ediyoruz.” dedi.

Published

on

Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanı Özlem DEDE:’ Her çocuk özeldir ve her çocuğun gelişim süreçleri kendine özgüdür. 0-18 yaş çocuklar için dil ve konuşma bozukluğu, öğrenme güçlüğü, zihinsel engel, fiziksel yetersizlik, özel yetenek ve davranış bozukluğu olan çocuklara pedagojik danışmanlık yaparak; bebeklik dönemi gelişim takibi, özgül öğrenme güçlüğü, tuvalet eğitimi, kardeş kıskançlığı, alt ıslatma, parmak emme, öfke saldırganlık, tırnak yeme vb. konularda destek sağlamaktayız’. Dedi.

Hangi Testler Uygulanıyor?

Dede, ayrıca çocukların gelişimsel süreçlerini zihinsel sosyal ve duygusal olarak takip etmek amacıyla: Denver 2 Gelişimsel Tarama Testi, AGTE (Ankara Gelişimsel Tarama Testi), Metropolitan Testi, Artikülasyon Testi, Peabody, Porteus Labirentleri, Gesell Normları, Benton Görsel Bellek Testi, Bender Gestalt ve Cattel 2A Zeka Testlerini uygulayarak pedagojik değerlendirme yaptığını söyledi.

AGTE(Ankara gelişim Tarama Envanteri): 0-6 yaş çocukların gelişimi değerlendirilir.

DENVER 2 GELİŞİMSEL TARAMA TESTİ: 0-6 yaş arasındaki asemptomatik çocukların gelişimsel problemler açısından taramada, kuşkulu durumları objektif bir ölçütle doğrulamada ve gelişimsel risk altındaki çocukları izlemede kullanılan bir ölçüttür.

METROPOLİTAN: 5 yaş 6 ay ile 6 yaş arasındaki çocuklara uygulanabilen, çocuğun ilkokula hazır olup olmadığını ölçen bir okul olgunluk testidir.

ARTİKÜLASYON: Çocuğun hangi sesleri çıkarıp çıkaramadığı, seslerde atlama, eksiklik ve değiştirme olup olmadığının tespitinde kullanılan ölçüttür.

PEABODY RESİM KELİME EŞLEŞTİRME TESTİ: 3-11 yaş çocukların alıcı dil yaşının tespit edilebildiği, konuşma bozukluğu ve sözel ifadeye ışık tutan bir testtir.

PORTEUS LABİRENTLERİ: 8-14 yaş arası bireylere uygulanan testlerdir.

GESELL NORMLARI: 2-6 yaş arası çocukların görsel motor ve algı gelişiminin değerlendirildiği bir ölçüttür.

BENTON GÖRSEL BELLEK TESTİ: 8 yaş üstü bireylerin dikkat, algı ve bellek durumuna dair bilgi veren dikkat algı testidir.

BENDER GESTALT TESTİ: 5-11 yaş arası çocukların görsel motor becerilerini gösteren bir ölçüttür. CATTEL 2A ZEKA TESTİ: 7 yaş 6 ay ve 14 yaş arası çocuklara uygulanan zeka testidir.

Continue Reading

Trendler