Bizimle iletişime geçin

Gündem

STK’lar çocuklara ve gençlere rol model oluyor

Yayınlandı:

on

Konuşmalarını sürdüren Beytullah Akı, “Aslında İğne Deliği Gençlik Merkezi dediğimiz zaman direkt adından da belli olduğu gibi genç odaklı çalışan bir gençlik merkezi aklımıza gelmeli. Çünkü zaten gençlik merkezinin genel yaş skalası 15 ve 30 yaş arası. Burada gençler lise çağından itibaren gönüllülük yapmaya başlıyorlar. Kendilerine extra şeyler katarak üniversiteye tam donanımlı gidiyorlar.

Artık günümüzdeki iş mülakatlarında sorulan sorulardan bir tanesi, ‘Daha önce bir sivil toplum kuruluşunda gönüllülük yaptın mı?’ oluyor. Çünkü sivil toplum kuruluşu Avrupa’da yaygın olarak yer alıyor. Anaokulundaki çocuklar bile sosyal sorumluluk projeleri yapmaya başladılar. Şuanda Türkiye’de sivil toplum daha yeni yeni duyulmaya başlandı.” diye sözlerine ekledi. SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI SOSYALLEŞTİRİYOR 6 yıl önce arkadaşı aracılığıyla gençlik merkezini duyduğunu belirten Akı, “O zamana kadar sivil toplumla alakalı hiçbir şey bilmiyordum.

Neler yaparlar, ne ederler bilmiyordum. Sadece arkadaşımın sosyal medya hesaplarından gördüğüm kadarıyla biliyordum. İşte etkinlikler yapıyorlar, eğitimler veriyorlar, okulları boyuyorlar bunun gibi bir çok farklı faaliyetler var. Arkadaşımın daveti üzerine ben de bir etkinliklerine katıldım. Sonra bir proje yazdım ve devamı geldi zaten. Her gün oraya gitmeye başladım, sabah biz açıp akşam biz kapatıyor gibi olduk. 2018’in kasım ayında bir çağrı açıldı.

‘Bir başvurayım neden olmasın? Belki bu alandan devam edebilirim’ dedim. Başvurudan sonra çalışmaya başladım Toplum Gönüllüleri Vakfı’nda. Bana kattığı birçok şeyi sayabilirim. Kendimi daha sosyal hissediyorum, artık Türkiye’deki her yerden bir arkadaşım, dostum olduğunu bilmek zaten ayrı bir güven veriyor. Kafama takılan konularda o konuların uzmanlarına danışabileceğim insanları, odak kişileri tanımaya başladım.

O insanlara danışmak da ayriyeten ayrı bir bilinç katıyor. O da ayrı bir güzellik veriyor. Bunun gibi sayabileceğim birçok şey var.” diye konuştu. STK’LAR ÇOCUKLARA VE GENÇLERE ROL MODEL OLUYOR Akı, “Dezavantajlı grup dediğimiz, aslında merkezi eğitim gören çocuklardan koşulları daha kötü olan çocuklarla daha çok bir şeyler yapmak istiyoruz.

Çünkü en azından merkezi sistemde yaşayan çocuklar çevresindeki lise, üniversite okuyan bireylerden bunların farkındalığına varabilirler ama köylerde, özellikle kırsalda yaşayan insanların, çok az sayıda liseli, hatta hiç diyebileceğimiz kadar üniversiteli gençler olduğu için örnek ve bir rol model alacak kimseleri olmuyor.

Biz genellikle katıldığımız projelerde gönüllülerimizle birlikte ufaktan mesleki tanıtımlar da yapıyoruz. Örneğin matematik öğretmenliği okuyan bir arkadaş matematik öğretmeninin neler yaptığını, mühendislik okuyan bir arkadaş mühendislikte neler yapılabilir, neler olacağını anlatıyor. Nasıl bu üniversitelere katılabileceklerini ya da bu alanlara kendilerinin nasıl karar verdiklerini anlatıyorlar. Gençler de aslında o rolleri kendileri model olarak alarak, kendilerini daha çok sahiplenmeye başlıyorlar

. Ben de üniversite okuyacağım, ben de liseye gideceğim, doktor, mühendis olacağım gibi.” dedi. 40 TOPLUM GÖNÜLLÜSÜ ELAZIĞ’A GİTTİ Gençler acı olaylara duyarsız kalmıyor diyen Akı, “Her zaman bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Buna en iyi örnek yakın zamanda Elazığ’da deprem faciası geçirdik tüm Türkiye olarak ve Elazığ’da büyük bir yara açıldı.

O sırada 40 tane toplum gönüllüsü Elazığ’a gitti ve vakıf olarak orada bir çadır kurdular, 40 tane genç şuan o çadırda kalıyor. Diğer sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte STK’lar Birliği kurdular. Oraya dışarıdaki illerden gelen yardımları ailelere dağıtıyorlar. Yemek dağıtımı gibi konularda gençler destek oluyorlar şuanda Elazığ halkına.

Daha çok genç gitmek istiyor ama şuan Elazığ’da da kısıtlı imkanlar olduğu için, çadır alanları kısıtlı, ailelere kurulan çadırlar var, sivil toplum kuruluşlarından gelenlere kurulan çadırlar var, oteller aileler ve çevreden gelen insanlarla dolduğu için bir süre sonra artık destek olacak insanlar gelmesinler, buradaki insanlar gittikleri zaman bir sirkülasyona çevirelim, gidenlerin yerine yenisi gelsin gibisinden. Çünkü yerler cidden dolu olduğu için, o da ayrı bir sıkıntıya yer açıyor.” diyerek sözlerini noktaladı.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gündem

Köytür’ün gerçek batış hikayesi! Köytür neden battı, kim batırdı?

KÖYTÜR, konkordato ilan etmeden hemen önce, ne tesadüfdür ki Bankalardaki tüm kredi limitlerini sonuna kadar kullanmış, hatta konkordato kalkanını üzerine geçirmeden 1 hafta önce Ziraat Bankasından 15 milyon lira kredi çekmiş.

Yayınlandı:

on

Yayınlayan:

Türkiye’nin önde gelen tavuk üreticilerinden KÖYTÜR malesef battı. Bu batış, Samsun’un ekonomisi başta olmak üzere çok ciddi sonuçlar doğuracaktır.

30 Kasım 2015 tarihinde iflas erteleme talebi ile başlayan süreç, hepimizin bildiği gibi bu hafta içinde resmi iflasın gerçekleşmesi ile son buldu.

Bazı siyasi figürlerin KÖYTÜR‘ün batması konusuna mal bulmuş mağribi gibi atlaması ve bu konuda siyasi angajmanları gereği yaptıkları anlatımlar, konunun gerçeğinden uzaklaşmasına sebep oluyor.

Ben de bugün sizlere KÖYTÜR’ün batışının gerçek hikayesini anlatmaya çalışacağım.

Köy-Tür Firmasının sahibi Sinan Çakır, aynı zamanda halen Samsun Ticaret Borsası başkanıdır.

Sinan Çakır iflas erteleme sürecine gelinceye kadarki tüm suçları, bir şekilde başkalarının üzerine atarak, destek olunmadığı için iflas edildiği yönünde bir algı çabası içinde oldu. Bizler de buna hep beraber inandık. Yeri geldi hükümeti suçladık, yeri geldi, Samsun siyaseti KÖYTÜR’e neden sahip çıkmıyor diye söylendik. Ancak, durumun böyle olmadığını elime ulaşan birçok bilgi ve belgeyi inceledikten sonra anladım.

Sinan Çakır ticari hayatını babadan kalma bir mirasın üzerinde sürdüren, hırslı ve risk almaktan hiç çekinmeyen bir tüccar olma özelliğiyle tanınır. Daha önce Fatoğlu Piliç konusunda piyasada yaşanan tüm olumsuzlukların da arkasında olduğu yönünde ciddi iddialar var fakat ben bugün o konulara hiç girmeyeceğim. Dedik ya, konumuz KÖYTÜR.

Bir firmanın usulüne uygun şekilde batırılmasıyla ilgili ders olarak okutulacak nitelikte iş ve eylemlerle şu sıralar Samsun’da sıklıkla karşılaşıyoruz. Zaten KÖYTÜR dosyasına bu denli eğilmemin sebebi de bu tarz örneklerin şu dönemde çoğalması.

KÖYTÜR 30 Kasım 2015 tarihinde konkordato talebinde bulundu.

Konkrdato’nun ne olduğunu bilmiyorsanız hemen söyleyeyim. diyelim ki bir firmadan alacağınız var. O firma da konkordato ilan etti. Bu ilandan sonra hukuki olarak alacağınızla ilgili o firmanın kapısının önünden bile geçemezsiniz. Yani Konkordato ilan eden firma bir nevi alacaklılarına karşı bir kalkana sahip olmuş olur.

KÖYTÜR, konkordato ilan etmeden hemen önce, ne tesadüfdür ki Bankalardaki tüm kredi limitlerini sonuna kadar kullanmış, hatta konkordato kalkanını üzerine geçirmeden 1 hafta önce Ziraat Bankasından 15 milyon lira kredi çekmiş.

Şimdi burada şu detaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Konkordato öyle bugün gittim yarın ilan ettim diyebileceğiniz bir şey değil. Yaklaşık 2 aylık bir süreç içerisinde alınabilecek bir mahkeme kararıdır. Dolayısıyla Ticaret Borsası Başkanlığı da yapan bir tüccarın 1 hafta sonra çıkacak konkordato kararından haberinin olmaması mümkün müdür?

Buradan anlaşılan şu ki; Bir yandan KÖYTÜR‘ün konkordfatosu için mahkeme kararı peşinden koşulurken, bir yandan da Ziraat Bankası gibi devletin köklü bir kurumundan bu durum gizlenerek 15 milyon lira gibi bir rakamda kredi çekilmiştir. Buradaki kamu zararına hiç girmeyeceğim bile.

Bankalarla yapılan kredi görüşmelerinde öne çıkan bir diğer isimse Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu. Kendisinin konkordato sürecinden haberi var mıdır henüz bilmiyorum ama, konkordato sürecindeki KÖYTÜR‘ün bankalardan kredi çekebilmesi için emeği olduğu, elime ulaşan bilgiler arasında.

Şuana kadar anlattıklarımı profesyonelce işlenmiş bir operasyon planı olarak düşünelim.

Birçok bankadan 100 milyon liranın üzerinde krediyi çekip kasasına koymuş bir şirket düşünelim.
Ve hemen ardından konkordato ilanı ile tüm alacaklılara karşı bir koruma duvarı örüldüğünü hayal edelim.

Yani bu benzetmeye göre;

KÖYTÜR, bankalardan çekebildiği tüm kredi tutarlarını çekmiş, kasasına koymuş, devletin bankası da dahil birçok bankaya borçlanmış ve borçlu olduğu herkes gibi bu bankaları da konkordato kararıyla kendisinden uzak tutmayı başarmıştır.

Buraya kadar anlattıklarımla kalacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü asıl mesele bundan sonra başlıyor. Konkordato da olsa resmi olarak borçlu bir şirketten bahsediyoruz. Eğer böyle bir plan varsa, bu planın tamamlanması için borçların, prosedür ve işlemeyen hukuk çarkları arasında yok edilmesine sıra gelmiştir.

Şimdi anlatacaklarımı lütfen dikkatle dinleyin. Bu söyleyeceklerimden dolayı bana belki yandaş diyecekler, belki yalancı diye iftira atacaklar, belki de başkaları da yaptı onu neden söylemiyorsun gibi akla izana sığmayacak şekilde üzerime gelecekler ama olsun ben sonucu ne olursa olsun doğru bildiklerimi anlatmaya devam edeceğim.

Hazırsanız sahneye yeni bir şirket çıkıyor: KUZEY YEM…

KÖYTÜR Konkordato ilan ettikten hemen sonra, eski şirket ortaklarından Musa Çakır’ın yeğeni olan Erkan Baş adına 250 bin TL sermaye ile bir şirket kurulur.

Bu şirket Köytür Firmasının bütün ihtiyaçlarını temin eden aracı şirkettir. Tabiri caizse Yurt dışından 1 e getirip, Köytür e 100 e fatura etmekte ve bu sayede firmanın bütün varlığı yavaş yavaş hortumlanmaktadır.

Yeni Firma 4 yıl önce 250 bin TL sermaye ile kurulmuş ve şuanda resmi kayıtlara göre sermayesi 7 milyon liraya yükselmiştir. İlginç olan ise, artan sermaye miktarının neredeyse tamamı, şirketin önceki yıl karının sermaye ye eklenmesi şeklinde oluşmuştur. Bu şekilde sermaye artırımı, bazı şirketler tarafından, karın vergisini ödememek için bir muhasebe hilesi olarak kullanılmaktadır.

Konuşmamın başında ne demiştim?

Bazı siyasi figürlerin KÖYTÜR’ün batması konusuna mal bulmuş mağribi gibi atlaması ve bu konuda siyasi angajmanları gereği yaptıkları anlatımlar, konunun gerçeğinden uzaklaşmasına sebep oluyor.

Yani bu bilgiler ışığında bakacak olursak, Birileri çıkıp “KÖYTÜR’ü devlet batırdı” “Samsun siyaseti KÖYTÜR’ü kurtaramadı” gibi ifadelerle mevzuyu kendi siyasi penceresinden işlemesi, büyük bir operasyonun perdelenmesine sebep oluyor olabilir.

Bu konuda yaptığım araştırmalar sonucu ulaştığım bilgiler neticesinde şunu söyleyebilirim ki;

Devlet, bankalar ve konkordato uygulaması başta olmak üzere KÖYTÜR’ün batmaması için türlü imkanını seferber etmiştir. Bu imkanlara ve kasasındaki milyonlarca liraya rağmen KÖYTÜR’ün batışı akıllarda birçok soru oluşturuyor. Evet, KÖYTÜR GÖZ GÖRE GÖRE BATIRILMIŞTIR. ve bunun sorgulanması gerekir. Ama soruyu kime sorduğunuz önemlidir.

Bakın şu sorular aklınıza gelebilir?

  1. Köy-Tür Firması kendi yöneticileri tarafından bilerek ve isteyerek mi iflas ettirildi?
  2. Konkordato ilanından hemen önce çekilen milyonlarca liralık krediler nerelere aktarıldı?
  3. Asgari ücretle çalışan bir işçiye 250 bin lira sermayali şirketi kim kurdurdu?
  4. Bu şirket KÖYTÜR’le yaptığı ticaretten 7 milyon lira kar elde ederken, KÖYTÜR nasıl zarar ettirildi?
  5. Yeni şirketin sahibi olan yeğenin, banka müdürü olan eşinin bu konularda ne kadar dahli vardır?
  6. KÖYTÜR gibi büyük bir firmayı batıran Sinan Çakır, Ticaret Borsası Başkanlığı görevine halen nasıl devam edebiliyor?

Ben bu sorulara cevap bulamadım. Kayyum da bulamamış olmalı ki konuyla ilgili yazdığı raporda aynen bu soruların cevabını aramış. türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası da, KÖYTÜR‘ün firma sahipleri tarafından hileli şekilde bilerek ve isteyerek iflas ettirildiği konusunda Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuş.

Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da bazı siyasilerin selden kütük kapmaya çalışmasıdır. Şuana kadar anlattıklarımı öğrenebilmek için bir gazeteci olmaya gerek yok. Bu bilgi ve belgeler, bu konuyla ilgili açıklama yapan siyasiler için kolay ulaşılabilir belgelerdir. Sanıyorum onların niyeti üzüm yemek değil, her fırsatta bağcıyı dövmek olduğu için, anlattıkları köy kahvesindeki dedikoduların dışına çıkamıyor.

Konuyu toparlamak adına size bir hikayenin son kısmını anlatayım;

Hoca durur mu yapıştırmış cevabı: “Hırsızın hiç mi suçu yok?

SAMET GÜRCÜ…

Okumaya devam et

Gündem

Çiftçinin atığı ekonomiye dönüşüyor

Çarşamba’da yapımı devam eden biyokütle enerji santralinde kullanılmak çiftçilerden şu ana kadar 100 bin tonluk tarımsal atık alımı yapıldı.

Yayınlandı:

on

Yayınlayan:

Oltan ve Köleoğlu Enerji (OKE) firması tarafından Samsun’un Çarşamba ilçesinde yapımı devam eden biyokütle enerji santrali, henüz faaliyete girmemesine rağmen hem çiftçiye, hem de ekonomiye destek sağlamaya başladı. Yakın zamanda faaliyete geçmesi planlanan santral için stoklama çalışmaları devam ederken, şu ana  kadar yakıt olarak kullanılacak 100 bin ton tarımsal ve orman atığı çiftçilerden satın alındı. Yöre halkından elde edilen atıklar, çiftçiye ek gelir olurken, yıllık kapasitenin 230 bin ton olması hedefleniyor.

BÖLGEYE 50 MİLYON LİRALIK GİRDİ SAĞLANACAK

Oltan ve Köleoğlu Enerji tarafından kurulan biyokütle enerji santralleri Çorum Mecitözü ve Afyon Çay’daki enerji üretimlerini sürdürürken, Samsun Çarşamba’da kurulumu devam eden BES de ülke enerjisine ve ekonomisine katkı vermek için faaliyet öncesi çalışmalarını hızlandırdı. Önümüzdeki günlerde buharlama yöntemiyle çevreci bakış açısıyla kazan temizleme ve üretime hazırlama çalışması da yapacak olan OKE şirketi, yıllık yakıt ihtiyacı olarak yöre halkından temin ettiği tarım ve orman ürünü atıkları ile bölgeye yaklaşık 50 milyon liralık bir girdi de sağlamış olacak. Çarşamba BES’in stok sahasında yaklaşık 230 bin tona çıkarmayı hedeflediği atık alımında şu ana kadar depolanan 100.000 ton malzemenin yaklaşık 40.000 tonunun tarımsal atıklar mısır sapı, fındık zürufu, 60.000 tonunun ise orman ürünü atıkları ve ağaç köklerinden oluştuğu belirtildi. 

YENİ BİR İSTİHDAM ALANI

OKE bünyesinde Çiftçi Akademisi’ni de kuran Çarşamba BES, civar köylerdeki işsiz insanları işgücüne katmak için personel alımlarını da sürdürüyor. ‘Topraktan kazandığımızı yine toprağa kazandırma’ felsefesiyle santralin faaliyetlerini sürdüreceğini daha önceki açıklamalarında belirten OKE, Çiftçi Akademisinde; üreticilerimizin daha fazla verim alabilmeleri için yapmaları gereken yöntemleri yöre halkına öğreteceği gibi, seracılık faaliyetlerini de ‘santralin faaliyete geçmesiyle eş zamanlı olarak’ gerçekleştirmeyi planlıyor. 

SERACILIK İÇİN SICAK SU ÇALIŞMASI BAŞLIYOR

‘Çevre Dostu, Çiftçi Dostu OKE’ sloganıyla kurulumunu sürdüren Çarşamba BES, tüm çalışmalarını ‘çevreci bakış açısıyla’ sürdürürken, seracılıkta da kullanılacak olan sıcak su buharı, türbine verilmeden önce de ‘proses borularında’ tam hijyen sağlayacak oldukça kapsamlı bir temizlik de gerçekleştirecek. Bir kaç gün temizlik çalışmasında sesli bir ortama yol açabilecek su buharı, borular temizlenip sıcak suya dönüştüğünde ise tarımsal üretimde en büyük gider kalemlerinden biri olan ısıtma alanında üretime girdi olacak.

Okumaya devam et

Gündem

Atakum’un Başarılı bürokratını Canik Belediyesi Kaptı

Atakum Belediye Başkanı Cemil Deveci’nin görevden aldığı başarılı bürokratı Canik Belediyesi kaptı

Yayınlandı:

on

Yayınlayan:

Uzun Yıllar Atakum Belediyesi Yapı-Kontrol Müdürü olarak görev yaptıktan sonra Atakum Belediye Başkanı Cemil Deveci tarafından görevden alınan Ali Altunsoy’u, Canik Belediyesi kapmıştı. Canik Belediyesinde bir süredir Yapı-Kontrol Müdürü olarak görev yapan Altunsoy, Canik Belediye Başkan Yardımcısı oldu.

Atakum Belediye Başkanı Cemil Deveci, göreve gelir gelmez İshak Taşçı döneminde çalışan işçilere mobing yapmaya ve haksız fesihlerle işten çıkarmaya başlamış, kendisinden önceki dönemin liyakatli kadrolarını da görevden alarak, bu kadroları gerek şehir dışından, gerekse Samsun genelinden Atakum’a getirdiği eş, dost ve akrabalarıyla doldurmaya başlamıştı. Başkan Deveci’nin zulmüne uğrayanlardan biri de Altunsoy’du. Ali Altunsoy’un görevden alınmasıyla birlikte Atakum ilçesinin yatırımcıları büyük tepki göstermiş ve bir kısmı da ilçeye yatırım yapmaktan vazgeçmişti.

Atakumlular, Altunsoy gibi başarılı bir bürokratı görevden alan Atakum Belediye Başkanı Cemil Deveci’ye tepki gösterirken, Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı da Atakum’un bu başarılı bürokratını kadrosuna katmak için girişimde bulunmuştu. Bir süredir Canik Belediyesinde Yapı Kontrol Müdürü olarak görev yapan Ali ALtunsoy, Canik Belediye Başkan Yardımcılığı görevine getirildi.

Başkan Deveci’nin liyakat sahibi kadroları pasifize etmeye ve hizmetten alıkoymaya çalışmasına bir örnek de Atakum Belediyesi eski Başkan Yardımcısı Salih Livaoğlu. Hukuksuz şekilde Başkan Yardımcılığı elinden alınan Livaoğlu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum tarafından, geçtiğimiz günlerde Sinop Çevre ve Şehircilik İl Müdürü olarak atanmıştı.

KAYNAK: Samet Gürcü/Kanal Nok

Okumaya devam et

Trendler